Festival Raporu: 3. KORK Uluslararası Korku Film Festivali
"Işıkları kapatın, KORK'maya hazırlanın."

Geçtiğimiz 2 senede Ekim ayının son haftasonu, heyecan ile beklediğimiz bir etkinliği barındırıyordu. İlk duyurulduğu sene sabırsızlıkla beklemiş, ertesi sene de daha kalabalık olacak şekilde katılmıştık. Bu sene ise her şey çok daha heyecanlı, çok daha büyük, çok daha korkunçtu.
3. KORK Uluslarası Korku Filmi Festivali, 30-31 Ekim ve 1 Kasım 2026 tarihlerinde, 3 gün boyunca özel seçkisi, konukları, ödülleri ve yılın en güzel dönemine uygun atmosferiyle Kadıköy Sineması'nda yer aldı.
Karanlıktan gelen seslerimizin yankıları ise bu ritüel tarafından karşılık buldu ve bu sayede, Spiral olarak KORK'ta basın akreditasyonumuzla yerimizi aldık. Yazının geri kalanından önce, bu yazının ortaya çıkmasını ve farklı zihinlere ulaşmasını bizi davet ederek sağlayan, KORK'un kurucusu ve festival direktörü Onur Doğan ile jüri üyesi Hazal Tanrıverdi başta olmak üzere, tüm festival ekibine Spiral olarak teşekkürlerimizi ve sevgilerimizi iletiyoruz. Bir sonraki KORK için şimdiden hazırlıklarımıza başladık ve heyecanlıyız.
2024'te 1 gün, 2025'te ise 2 gün sürecek şekilde karşımıza çıkan KORK, bu sene 3 gün boyunca 6 uzun metraj, 32 kısa film ile buluşturdu. Korkunun sınırlarını teknik anlamda zorlayan filmlerden belgesellere, animasyonlardan kara komedilere harika bir seçkiyle karşı karşıyaydık ve her geçen sene KORK'un ne kadar büyüdüğüne keyifle tanık olduk diyebiliriz.
Festival maceramızda gün gün ilerleyelim.
Festivalin ilk günü olan 30 Ekim Cuma günü, yaşadığımız yere yakınlığı sebebiyle de çokça sevdiğimiz Kadıköy Sineması'nda erkenden yerimizl aldık.

20:00'da başlamasıyla işten çıkıp gelenlere de bir nefes süresi tanıyan festivale, Onur Doğan'ın açılış konuşmasıyla start verildi ve 3 günlük film maratonumuza, 2024 yapımı, hayaller, oyunculuk, ilişkiler üzerine gerçekliğin bulandığı provokatif ve yıkıcı filmi "A Sip of Hell"in özel gösterimi ile başladık. Filmin yönetmeni, aynı zamanda festivalin jüri üyesi Pilar Boyle, filmin diğer yönetmeni Mariano Asseff ile birlikte film üzerine bir söyleşi yaptı.
Kısa bir soluklanma arasından sonra, festival boyunca gösterilecek 3 uluslararası kısa film seçkisinden ilki başladı. Bir kasetçalardan geleceğe dair yönergeler aldığımız "Headphone", kayıp zaman ve kayıp zihnin korkunç birleşimi "Time Eater", psikolojiyi dinin yarattığı aydınlık ve karanlıkla çarpıştıran "Flesh and Blood", Haneke'nin Funny Games'ine yeni nesile uygun şekilde bolca selam çakan vahşi "Rebrand" ve son olarak Güney Amerika'nın şifacı tarikatlarının içinde dönen habislikle karşılaştığımız "The Veil"'ın ardından, ilk günü tamamladık.
Festivalin 2. günü, aynı zamanda Cadılar Bayramı günü, bizi 12 saati aşan bir program karşılıyordu.
Festivalin 2 uzun metraj yarışma filminden biri olan "Pig that Survived Foot-and-Mouth Disease", görünüşte domuz ile insanlar arasında grotesk bir geçiş hikayesi, derinde ise insana dair çok daha fazla şeyi temmuz ayında hayatını kaybeden yönetmen Hur Bum-wook'un zihninden anlattı. Animasyonun akıcılığı ve renklerine rağmen yarattığı sert ve karanlık animasyon stiliyle ve kullandığı ilgi çekici tekniklerle güne ilgi çekici bir başlangıç oldu.
Ardından gelen uluslararası kısa film seçkisinde ise toksik arkadaş ortamına kanlı bir yorum katan "Would You Rather", Yedi Yıl Savaşı'nın asıl mağdurları yerlilerin ve onların tehlikeli miraslarının müthiş yansıması "The Lone Piper", günümüz dünyasında bir anneye ne kadar alan bırakıldığını sorgulatan "Night Feeds", filmin adının hakkını veren ve yapmak istediği şeyden geri adım atmayan "Grandma is Thirsty"den sonra distopik bir şekilde insan mezbahalarına karşı duran "The New Flesh"i izledik.
Festivalin Türk kısa filmleri seçkisi de oldukça dolu geçti. "Kusursuz Ölçü Nedir?" ile tartıyı stop-motion tekniğinde düşman belirlememize rağmen onu mutlu etmeye çalıştık, bir diğer stop-motion kısa film "Aile Yemeği"nde ise aile buluşmalarında aslında nelerin yenilip yutulduğuna tanık olduk. "Tokum ama Yerim" bizi olabilecek en korkutucu mekana, kısır gününün ortasına götürdü, mekandan ise Emaskülatör ile çıkartarak gönlümüzü fethetti. Emmi karakterinin ağız şapırdatmaları ve rahatsız edici derecede iyi ve gerçekçi çekilmiş diyaloglarıyla "Kesik Kulak" ve bana bolca "The VVitch"i hatırlatan, beyaz bir keçinin kurtarıcı olup olamayacağını irdeleyen "Teke" ile, yarışacak tüm Türk kısa filmlerini izlemiş olduk
Türk kısa filmleri seçkisinde gösterilen ama yarışmada yer almayan iki film, oldukça sevdiğim bir anlatıma sahip bir "peşinde kurtların koştuğu masumiyet" hikayesi olan "Oğlak" ile Trakya'nın bir köyünde senelerdir kutlanan ve bir kış-cadılar bayramı olan "Bocuk Bayramı" hakkındaki belgesel "Bocuk: Kadim Bir Ritüel" de es geçilmemesi gereken gösterimler arasındaydı.

Aile Yemeği (Tuğçe Sönmez) 
Tokum ama Yerim (Bilge Olcay Yılmaz) 
Kusursuz Ölçü Nedir? (Eylül Babur) 
Bocuk: Kadim Bir Ritüel (Buğra Mert Alkayalar) 
Kesik Kulak (İsmail Hakkı Koçak) 
Teke (Ecem Çörtle) 
Oğlak (Hasan Can Dağlı)
Türk kısa filmlerinin yönetmenleriyle yapılan söyleşi ve şu ana kadar izlediğimiz bu kadar filmin ardından, daha festivalin yarısında bile değildik ve festivalin kalanına, çılgın ötesi bir film ile başladık.
"Mother of Flies" nasıl özetlenebilir bilmiyorum, zira üzerine biraz bile konuşmaya başlarsam tüm bu yazıyı bir "Mother of Flies" incelemesine çevirme ihtimalim var. Ölümcül bir hastalığa sahip olan bir kızın, babasıyla birlikte son çareyi doğadan güç alan bir şifacının yanına gitmekte bulmasıyla başlayan hikaye o kadar etkileyiciydi ki. Cadılık üzerine çok gerçekten doğru öğeleri kullanan, iyi bir film çok nadiren görüyoruz. Muhtemelen "The VVitch" ve "Haxan"ı saydıktan sonra bu türde 3. bir film daha düşünmek için biraz süre isteyecek oldukça fazla kişi olur. Bence "Mother of Flies" gelecekte bu 2 film ile birlikte aynı anda akla gelecek bir film olma potansiyeline sahip.
Filmin arkasındaki Adams ailesi hakkında ise ayrı bir paragraf açmam gerekiyor burada. "Mother of Flies", bir çift ve 2 kızlarının, kendi yaşadıkları evde ve çevresinde çektikleri, kendi yazdıkları, kendi yönettikleri, kendi oynadıkları, müziklerinden makyajına her şeyi kendi yaptıkları bir film. Filmin gösteriminden sonra Can Evrenol moderatörlüğünde Toby Poser ve John Adams'ın söyleşide anlattıklarının, söyleşi sonrasında ise gerçekten herkesle aşırı tatlı muhabbetlerinin ardından bence KORK 2026'nın en akılda kalıcı anlarını onlar yarattı. Spiral olarak kendileriyle tanışıp muhabbet etme fırsatımız olduğu için çok mutlu ve gururluyuz, yaptığımız röportajda da karşılıklı olarak ne kadar keyifli muhabbet ettiğimiz görülüyordur muhtemelen.

Sırıtarak etrafta gezerken sırıtmamızı daha da genişletecek şekilde "Living with Chucky" gösterimine girdik. İkonik film serisi "Child's Play" ve filmlerin ikonik kötüsü Chucky'nin nasıl ortaya çıktığını, filmlerin hangi fikirlerle geliştirildiğini, Chucky'ye nasıl can verildiğini bizzat yönetmenlerden ve oyunculardan, oldukça iyi çekilmiş bir belgesel ile izlemek çok keyifliydi. Hepimizin travması olmuş olsan da, seviliyorsun küçük şeytan.
Günün kapanışı ise "Kusursuz Deformasyon" adı altında derlenen, yarışma dışı gece yarısı özel kısa film seçkisinden oluşuyordu. Zararlarını kabul edecek derecede değişmeye takıntılı olma üzerine "Faceless", botokslu görüntülerin ve kozmetik geliştirmelerin korkulu rüyası "Beauty Sleep", partide yer alan doppelgänger'ının kendisini içten içe yemesine izin veren "Kandie" ve son olarak The Substance benzeri bir yoldan başlayarak kendi yolunu daha havalı bir şekilde çizen "Shift"in ardından, ertesi güne kadar kendimize gelmek adına uyumaya evlere dağıldık.
Tabi ki hayır, cadılar bayramında korku filmi festivalinden çıkmış insanlar olarak keyifle içip eğlendik, şerefe.
Festivalin 3. ve son günü bizi 7 uluslararası kısa film karşıladı. "Happy" ile önceki akşam gördüğümüz Chucky'nin yarattığı travmaları hatırladık, "Väsen"de etkileyici görsel efektlerle İskandinav folklörünün karanlık efsanelerine girdik, günümüz dünyasına ise gymbro'ların sentetik kültürünü anlatan "More Pain More Gain" ile döndük. "Levantemuertos: Cumbia for the Dead" harika esprileri ve müzikleriyle bizi ölüler ile haşır neşir etti, şeflerin hırs dolu mutfağına "Me First" ile misafir olduk. Karanlık denizkızı hikayesi "The Pearl Comb"un ve şiir ile kanı estetik bir şekilde buluşturan "Even the Moon Will Bleed"den ardından, "The Pearl Comb" filminin yönetmeni Ali Cook ile söyleşiye katıldık.
Kısa filmleri kafamızda devamlı olarak sıralar ve puanlarken, festivalin son kısa film seçkisine başladık. "Hesap Günü" isminde derlenen ve kadınların intikamı temalı 4 kısa filmden oluşan seçkide, 1980'ler Tayvan'ında atmosferik bir kendini keşif hikayesi olan "A Brighter Summer Day for the Lady Avengers", "I Spit on Your Grave" ile "Saw" gibi tatlara sahip "Berta", Julia Ducornau'nun elinden çıkmışçasına bir body-horror olan "Femme" ve çok daha aç ve vahşi bir "Under the Skin"i andıran "Dogs Reign"i izleyerek festivalin bu seneki kısa filmlerinin hepsini izlemiş olduk.
Festivalde gösterilecek son 2 filmden biri olan "The Demonatrix", bizi 89 dakika boyunca B-Movie/Trash Horror'a, rockçı bir rahibin komşusu olan tatlı bir dominatrix'in BDSM haricinde de para kazanmak için düzenlediği sahte ruh seansı sırasında yanlışlıkla dünyamıza çağırdığı bir iblis ile doyduk. İsminin hakkını veren filmden sonra filmin yapımcısı Semih Tareen ve filmin yönetmenlerinden Jeff Ferrell ile söyleşi başladı.
Festivalin kapanış filmi, özel bir gösterim ile bir başka yerli korku filmi "Mutter: The Diary of Mother" idi. Yaklaşık 2 hafta önce filmi Sitges Film Festivali'nde izleme fırsatı bulmamın, festivalde oldukça sevildiğini görmemin ve çevremdeki herkese filmi överek dönmemin ardından festivale "Mutter"'in eklenmesi aşırı sevindirici bir haber oldu tabi ki. Gösterimin ardından da, filmin yönetmeni Alphan Eşeli ve başrol oyuncusu Hazar Ergüçlü'nün katılımıyla keyifli bir söyleşi gerçekleşti.
"Mutter"in Türkiye'de kolay kolay görebileceğimiz bir iş olmadığını belirterek herkese izlemesini tavsiye ediyoruz, nice böyle filmler görmek dileğiyle.
Son olarak ödül töreni ile, KORK'un Altın Kurukafa Ödülleri sahiplerini buldu ve festivalin 3. edisyonuna hem büyük bir keyif ile, hem de biter bitmez başlayan özlem ile noktayı koyduk.
Yarışma dahilinde olan filmler arasından Spiral olarak favorilerimiz, uzun metrajlardan "Mother of Flies", yabancı kısa metrajlardan "Levantemuertos", Türk kısa metrajlardan ise "Kesik Kulak" oldu diyebiliriz.
KORK Film Festivali'nin Türkiye için büyük bir nimet olduğunu düşünüyoruz. "Kalıplar arasında sıkışmış" lafının bile hafif kalacağı ve sadece belli başlı isimlerden keyiflendiren işler gördüğümüz modern Türk korku sineması döneminde, bu coğrafyada, böyle bir tür festivali düzenlemenin nasıl cesaret ve emek gerektirdiği bence olabildiğince farklı mecrada, olabildiğince farklı isimlerce vurgulanması gereken bir önem taşıyor.
Herkesin elini taşın altına sokarak çaba gösterdiğini ve oldukça stresli bir süreç olmasına rağmen herkesin büyük bir keyif ve heyecan ile orada bulunduğunu görmek, bizi her geçen sene daha da hararetlendiriyor. Bir festivale Spiral olarak ilk kez "basın görevlisi" olarak davet edildik, bunun gururu ile elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık, bu sırada da bolca eğlendik ve eğlendirdiğimizi de düşünüyoruz.

En içten ve son kez, KORK'u bizlere kazandıran, festivalin kurucusu ve direktörü Onur Doğan'a, başından beri bize sonsuz destek olan Hazal Tanrıverdi'ye, stres dolu paniğimizin keyifli bir heyecana dönüşmesini sağlayan Korku Filmleri Ansiklopedisi'ne, röportajlar için bize değerli zamanlarını ayıran tüm yönetmenlere, oyunculara ve seyircilere, ve festivalin tüm gönüllülerine teşekkürler.
Festival içerisindeki çekimlerimizi ve röportajlarımızı içeren videomuz yakında Youtube'da olacak. Spiral'in ve gönlümüzün paşası Alper'in alternatif afiş tasarımı ile raporumuzu noktalıyorum.
Gelecek sene Ekim ayının son haftasonunda, 4. KORK Uluslararası Kork Film Festivali'nde görüşmek üzere.



















Yorumlar