top of page

POPÜLER YAZILAR

Bir Zamanlar Var Olan Şey - Bölüm 5

4 saat önce
18 dakikada okunur

"Rüzgâr sesleri ve kilise çanları..."


Rotting Christ'ın Thy Mighty Contract döneminden bir promo fotoğrafı. Themis "Necrosauron" Tolis, Jim Mutilator (Dimitris Patsouris), Sakis "Necromayhem" Tolis ve Magus Wampyr Daoloth (George Zacharopoulos).
Rotting Christ'ın "Thy Mighty Contract" döneminden bir promo fotoğrafı. Themis "Necrosauron" Tolis, Jim Mutilator (Dimitris Patsouris), Sakis "Necromayhem" Tolis ve Magus Wampyr Daoloth (George Zacharopoulos).

Bir müziğin nereden geldiğini anlamak için bazen nereye gittiğine değil, geride bıraktığı yollara bakmak gerekir.


Seksenler boyunca extreme metalin sınırları sürekli genişliyordu. Önceki yazılarımda da bundan söz ettim. Ancak üzgünüm, bu yıllardan o kadar kolay çıkamayacağız. Çünkü bu kültüre gerçekten ilgi duyuyorsanız, sözünü ettiğim grupları tanımak ve müziklerini araştırmak sizi bu dünyanın biraz daha içine çekecektir.


Bir önceki bölümde thrash metalin yükselişinden, Sodom, Kreator ve Destruction gibi grupların ilk dönemlerinden ve Slayer'ın bu hikâyedeki yerinden söz ettik. Ardından Vulcano, Sarcófago ve Blasphemy üzerinden müziğin nasıl daha ilkel, saldırgan ve kaotik bir hâle gelebildiğini gördük. Samael ise aynı karanlık köklerden beslenmesine rağmen kendi yolunu çizmeye başlayan bir grubun hikâyesini gösteriyordu.


Şimdi ise sizleri Yunanistan'a götüreceğim.


Rotting Christ.


Grubun hikâyesine neden tam da burada yer verdiğimi merak edebilirsiniz. Bugün Rotting Christ'ın adını duyduğumuzda çoğumuzun aklına, yıllar içinde kendine özgü bir kimlik kazanmış, melodik ve atmosferik yönü güçlü bir black metal grubu geliyor. Fakat Rotting Christ'ın hikâyesi, bugün bildiğimiz hâlinden çok daha önceye uzanıyor.


Grup 1987 yılında Atina'da kurulduğunda black metal henüz bugünkü anlamıyla belirgin bir kimliğe sahip değildi. Extreme metalin farklı kolları birbirine karışıyor, gruplar kendi seslerini bulmaya çalışırken zaman zaman hiç beklenmedik yönlere ilerliyordu. Rotting Christ da başlangıçta grindcore etkileri taşıyan bir müzik yapıyordu.


Norveç sahnesi doksanların başında black metalin dünya çapında en çok konuşulan yüzlerinden biri hâline gelmeden önce, başka ülkelerde de bu müziğin sınırlarını zorlayan gruplar vardı. Dikkat ettiyseniz, bunu sık sık vurguluyorum.


Yunanistan'da Rotting Christ'ın yanı sıra Varathron ve Necromantia gibi isimler, birbirinden farklı yaklaşımlarla kendi yeraltı çevrelerini oluşturuyordu.


Bu grupları Norveç sahnesinin bir uzantısı olarak görmek tabii ki doğru olmaz. Her birinin kendine özgü bir gelişim süreci vardı. Üstelik aralarındaki farklılıklar, black metalin tek bir ses ve tek bir coğrafyayla açıklanamayacağını da gösteriyordu.


Rotting Christ ve kendisiyle eşleşen "Chi Xi Stigma", "666" sayısının Yunanca harf karşılığı
Rotting Christ ve kendisiyle eşleşen "Chi Xi Stigma", "666" sayısının Yunanca harf karşılığı

Öyleyse Rotting Christ'ın hikâyesine geçmeden önce, grubun black metal sahnesindeki yerini daha iyi anlamamızı sağlayacak, dönemin önemli isimlerinin söylediklerine kulak verelim. Böylece neden bu gruba tam da burada yer verdiğimi daha iyi anlayabilirsiniz.


“Norveçliler manşetlere çıkmakta ve yüzlerinin dergi sayfalarına girmesini sağlamakta başarılıydılar. Ancak black metal ve extreme metal, aslında dışarıdan içeriye, Norveç'e doğru şekilleniyordu. Güney Avrupa'dan gelen en önemli etkilerden biri de Rotting Christ'tı. Bathory'yi andıran, orta tempolu, mistik ve ürpertici atmosferlere sahip, kendilerine özgü bir müzik yapıyorlardı. Tamamen özgün ve büyüleyici! Üstelik metal dünyasının en büyük yüz karalarından Dave Mustaine'in, sırf onlar sahne alacağı için festivallere katılmaması da gruba bir tür onur ödülü verilmesini gerektiriyor.” -Ivar (Enslaved)



“Bir zamanlar gerçekten dinlemekten keyif aldığım tek black metal albümü Thy Mighty Contract idi. Albümün atmosferi gerçekten eşsizdi. Norveç'in soğuk sesinden çok farklı bir havası, etrafını saran kendine özgü bir aurası vardı.” -Blasphemer (Mayhem/Aura Noir)

“Gerçekten özgün gruplar dinlemek istiyorsanız Rotting Christ'ı dinleyin! Müzikleri o kadar karanlık, o kadar VAHŞİ ki! ARGH!” -Euronymous (Mayhem)

Sakis Tolis ve kardeşi Themis Tolis tarafından 1987 yılında Atina'da kurulan Rotting Christ, daha önce de söylediğim gibi ilk döneminde grindcore etkileri taşıyan bir müzik yapıyordu. "Decline's Return" demosu ve "Leprosy of Death" adlı prova kaydı, grubun bu dönemdeki müzikal anlayışını açıkça gösteriyordu. Ardından yayımlanan split kayıtta Sakis Tolis vokal ve gitarı, Themis Tolis davulu, Jim “Mutilator” Patsouris ise bas gitarı üstlenmişti. Üçlü, dokuz parçayı altı dakikadan kısa bir süreye sığdırıyordu. Kaydın diğer tarafında ise yine Sakis'in vokal yaptığı kısa ömürlü Yunan death/grind projesi Sound Pollution bulunuyordu.


Sakis, o günlerdeki koşulları anlatırken müzik yapmak için gereken en temel imkânlara bile sahip olmadıklarını söylüyordu. Enstrüman alacak paraları olmadığı için çalmak istedikleri aletleri çalmak zorunda kalmışlardı. Yıllar sonra ise parasını mağazaya geri vererek özür dilemişti. Sakis'in kendi anlatımına göre, o dönem dinledikleri grindcore da bugünkü örneklerinden oldukça farklıydı. Onları cezbeden şey teknik bir ustalık ya da kusursuz bir prodüksiyon değil, gürültülü, ilkel ve punk ruhunu taşıyan bir müzikti.


Fakat grubun üyelerinin metal ile ilişkisi Rotting Christ'ın kuruluşundan daha önceye uzanıyordu. Iron Maiden ve Motörhead gibi isimlerin yanı sıra Venom, Bathory, Possessed, Hellhammer ve Celtic Frost da müzikal dünyalarının önemli parçalarıydı.


Sakis, Hellhammer'ı ilk dinlediğinde müziğin bu kadar kasvetli olabileceğini anlamakta zorlandığını anlatıyordu. Geceleri uyumadan önce Walkman'ine taktığı kasetten bu müziği dinliyor, kendisinde yarattığı o tuhaf ve karanlık hissi yeniden yaşamak istiyordu. Bathory'nin “Possessed” parçasıyla karşılaşması da benzer bir etki yaratmıştı. Kendi ifadesiyle, o sırada içinde keşfettiği karanlık tarafın peşinden gitmeye başlamıştı.


Rotting Christ'ın ilk dönemindeki dönüşümü anlamak için bu etkileri hatırlamak gerekiyor. Grup, bir yandan grindcore ve punk'ın ilkel enerjisinden beslenirken diğer yandan kendilerinden önce gelen extreme metal gruplarının açtığı yolda ilerliyordu. Zamanla bu iki yön arasındaki denge değişmeye başladı.


1989 yılında yayımlanan "Satanas Tedeum" demosu, bu değişimin en belirgin işaretlerinden biriydi. Daha karanlık kapak tasarımı, pentagram içeren görselleri ve önceki kayıtlarına göre daha uzun parçalarıyla grup artık farklı bir noktaya yöneliyordu. Müziğin sesi hâlâ ham ve boğuktu. Ancak bu kez parçaların içinde daha belirgin bir atmosfer, daha karanlık riffler ve black thrash ile eski usul death metal arasında gidip gelen bir anlayış vardı. Dikkat çekici bir başka unsur da klavye kullanımıydı. Dönemin extreme metal sahnesinde henüz yaygın olmayan bu tercih, Rotting Christ'ın ileride geliştireceği müzikal kimliğin ilk işaretlerinden biriydi.


Rotting Christ'ın Ekim 1989 tarihli "Satanas Tedeum" demo kaseti
Rotting Christ'ın Ekim 1989 tarihli "Satanas Tedeum" demo kaseti

Grup o sırada müziğini “Abyssic Death Metal” olarak tanımlıyordu. Bunun nedeni, black metal teriminin underground çevrelerde henüz bugünkü kadar yerleşik olmaması ve death metal ile black metalin zaman zaman birbirinin yerine kullanılmasıydı. Dolayısıyla Rotting Christ'ın o yıllarda kendi müziğini nasıl tanımladığını değerlendirirken bugünkü tür ayrımlarını doğrudan geçmişe taşımamak gerekiyor.


Yunanistan'da extreme metal de henüz yeni gelişiyordu. Sakis'in anlattığına göre, Avrupa'nın merkezindeki grupların aksine Yunan müzisyenlerin önünde örnek alabilecekleri, kayıt ve turne organizasyonu konusunda deneyimli yerel gruplardan oluşan geniş bir çevre yoktu. Bir albüm yayımlamaktan dağıtım ağı kurmaya kadar pek çok şeyi sıfırdan öğrenmek zorundaydılar. Yunanistan'ın o dönem Avrupa'nın metal merkezlerinden uzak görülmesi de bu süreci kolaylaştırmıyordu.


Ancak bu durum aynı zamanda kendi yollarını bulmalarını gerektiriyordu.


1991 yılında yayımlanan "Dawn of the Iconoclast" single'ı ve "Passage to Arcturo" mini albümü ise Rotting Christ'ın artık kendi kimliğini oluşturmaya başladığını gösteriyordu. Bu dönemde klavyeci George Zaharopoulos, yani Magus Wampyr Daoloth gruba katıldı. Daha sonra Necromantia ve Thou Art Lord gibi gruplarla da tanınacak olan Magus, klavyenin yanı sıra müziğin atmosferini şekillendiren isimlerden biri hâline geldi.


Rotting Christ - Passage to Arcturo (1991)
Rotting Christ - Passage to Arcturo (1991)

"Passage to Arcturo", grubun uluslararası underground çevresinde daha fazla dikkat çekmesini sağlayan önemli bir dönüm noktasıydı. Albüm, dönemin black metalinde sıkça rastlanan kalıplara bağlı kalmak yerine kendine özgü bir karanlık yaratıyordu. Finlandiyalı müzisyen Mikko Aspa'nın da yıllar sonra belirttiği gibi, kayıt herhangi bir ülkenin black metal anlayışını taklit etmiyor, kendi karakterini koruyordu.


Bu kayıtların daha geniş bir çevreye ulaşmasını sağlayan yalnızca müzik değildi. Seksenlerin sonu ve doksanların başında underground sahnesinin en önemli iletişim yollarından biri kaset takası, mektuplar ve fanzinlerdi. Sakis de bu ağın içinde son derece aktifti. Başka gruplardan gelen her demo, yeni bir fanzin ya da mektup onun için büyük önem taşıyordu. Postacıyı beklediğini, gelen kasetleri ruhunu besleyen bir şey olarak gördüğünü anlatıyordu.


İnternetin olmadığı bir dönemde bu ilişkiler, birbirinden uzak ülkelerdeki grupların tanışmasını ve kayıtlarını paylaşmasını sağlıyordu. Rotting Christ da bu sayede Yunanistan'daki küçük çevresinin dışına çıkmaya başladı. Grubun müziği Avrupa'daki underground dinleyicilere ulaşıyor, başka ülkelerdeki müzisyenler de onların kayıtlarını dinliyordu.


Bu gelişimin ardından grup, Fransız plak şirketi Osmose Productions ile anlaştı. 1993 yılında yayımlanan ilk uzunçalarları "Thy Mighty Contract", yalnızca Rotting Christ'ın kariyerinde değil, Yunan black metalinin uluslararası ölçekte tanınmasında da önemli bir yere sahip oldu.


Rotting Christ - Thy Mighty Contract (1993)
Rotting Christ - Thy Mighty Contract (1993)

Albümün önceki kayıtlarına kıyasla daha düşünülmüş bir müzikal yapısı vardı. Gitarlar daha melodik bir karakter taşıyor, rifflerde heavy metal etkileri daha belirgin duyuluyor, gitar armonileri ve bas gitar müziğin içinde daha fazla yer kaplıyordu. Kuzey Avrupa'daki pek çok black metal kaydında öne çıkan keskin, tiz ve soğuk prodüksiyondan farklı olarak Thy Mighty Contract daha dolgun ve sıcak bir sese sahipti.


Bu yaklaşım, zamanla “Yunan black metal sound'u” olarak anılacak müzikal karakterin önemli örneklerinden biri hâline geldi.


Kuzey Avrupa'daki black metal grupları çoğu zaman soğuk, yankılı ve sert bir sesin peşinden giderken Yunanistan'daki bazı gruplar melodiyi, gitar armonilerini ve atmosferi farklı biçimlerde bir araya getiriyordu. Bunun doğrudan iklimden kaynaklandığını söylemek elbette fazla basit olur. Nitekim Sakis de bu farklılığın yalnızca coğrafyayla açıklanamayacağını, müzisyenlerin yaklaşımının ve birlikte çalıştıkları yerel çevrenin de önemli olduğunu düşünüyordu.


Bu noktada Atina'daki Storm Studios'un rolünden söz etmek gerekiyor. Stüdyo, kısa süre içerisinde Yunanistan'daki black metal çevresinin önemli buluşma noktalarından biri hâline geldi. Rotting Christ'ın yanı sıra Necromantia, Varathron, Septicflesh, Kawir ve başka gruplar da aynı çevrede bir araya geliyordu. Bazıları aynı müzisyenlerle çalışıyor, bazıları kayıtlarını burada gerçekleştiriyor, bazıları da birbirleriyle fikir alışverişinde bulunuyordu.


Necromantia ve Varathron'un split albümü The Black Arts/The Everlasting Sins (1992)
Necromantia ve Varathron'un split albümü The Black Arts/The Everlasting Sins (1992)

"Thy Mighty Contract" döneminde klavye çalan ve geri vokalleri üstlenen Magus, bu müzikal çevrenin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. Daha sonra Storm'da kayıt ve prodüksiyon işleriyle ilgilenen Magus, Yunan gruplarının sesini oluştururken melodiyi ve atmosferi öne çıkarmak istediğini anlatıyordu. Kendi heavy metal geçmişinin de bu yaklaşımda etkili olduğunu söylüyordu. O dönemde pahalı ekipmanlara erişimleri sınırlıydı; farklı amplifikatörler, mikrofonlar ve kayıt yöntemleri deneyerek istedikleri sesi bulmaya çalışıyorlardı.


Bu yüzden Yunan black metalinin karakterini yalnızca tek bir grubun başarısıyla açıklamak mümkün değil. Aynı stüdyolarda çalışan, birbirini tanıyan ve benzer koşullarla mücadele eden müzisyenlerin oluşturduğu daha geniş bir çevre vardı. Her grup kendi sesini bulmaya çalışırken ortaya çıkan bu ilişkiler, Yunan sahnesinin kendine özgü bir karakter kazanmasına yardımcı oldu.


Mayhem'in kurucusu Euronymous'un plak şirketi Deathlike Silence Productions, Rotting Christ ile ilgileniyordu. Sakis'in anlattığına göre, Rotting Christ ile Burzum'un ortak bir split albüm yayımlaması bile gündeme gelmişti.


Sakis, Euronymous ile yakın bir iletişimleri olduğunu ve Mayhem'in Norveç dışındaki ilk konserinin Atina'da yapılmasının planlandığını da anlatıyordu. Konser için hazırlıklar yapılmış, grup Norveç'ten gelecek treni beklemek üzere istasyona gitmişti. Ancak mektuplaşma sırasında yaşanan bir yanlış anlaşılma nedeniyle Mayhem'in Yunanistan yerine Türkiye'ye gideceği bildirilmişti. Sakis, bu karışıklığın tam olarak nasıl meydana geldiğini yıllar sonra bile anlayamadığını söylüyordu. "90'larda Mayhem'in Türkiye'de ne işi var?" sorusunun cevabını öğrenmişsinizdir umarım. Gerçek bu, üzgünüm.


Aslında bunu anlatarak dönemin underground sahnesinde iletişimin ne kadar farklı işlediğini gösteren örneklerden birini belirtmek istedim. Bugün birkaç mesajla çözülebilecek bir organizasyon sorunu, o yıllarda bir grubun başka bir ülkede sahne alıp almamasını belirleyebiliyordu.


Rotting Christ'ın uluslararası görünürlüğü, Osmose ile yaptığı anlaşmanın ardından daha da arttı. Grup, 1993 yılında Blasphemy ve Immortal ile birlikte Fuck Christ turnesine çıktı. Bu turne, black metalin farklı ülkelerde gelişen kollarını aynı sahnede buluşturan önemli deneyimlerden biriydi. Sakis'in hatırladığı kadarıyla konserlerin bazıları Hristiyanlardan gelen tehditler nedeniyle iptal edilmiş, bazı geceler ise seyircilerde yaşanan olaylar yüzünden beklenmedik biçimde sona ermişti. Grubun üyeleri de o dönemde hâlâ gençti ve ilk kez bu ölçekte bir turneye çıkıyorlardı.


Rotting Christ'ın ilk büyük Avrupa turnesi olan Fuck Christ Tour'un turne afişi
Rotting Christ'ın ilk büyük Avrupa turnesi olan Fuck Christ Tour'un turne afişi

1994 yılında yayımlanan "Non Serviam", "Thy Mighty Contract" ile belirginleşen müzikal çizgiyi daha dolgun ve görkemli bir sese taşıdı. Magus'un kayıt ve prodüksiyon sürecinde daha etkin rol üstlendiği albümde klavyeler daha fazla yer kaplıyor, gitarların katmanları ve dinamikler önceki albüme kıyasla daha dikkatli biçimde şekillendiriliyordu. Grup, önceki kaydın atmosferini korurken bestelerini de daha olgun bir noktaya taşıyordu.


Magus'a göre "Non Serviam", Rotting Christ'ın sonraki yıllarda sürdüreceği sesin şekillenmesinde belirleyici bir albümdü. Sakis ise albümün hâlâ grubun en karakteristik rifflerini barındırdığını düşünüyordu.


Ancak albümün müzikal başarısı, dağıtım sorunları yüzünden gölgede kaldı. "Non Serviam", Yunanistan merkezli Unisound Records aracılığıyla yayımlanmıştı. Sakis'in anlatımına göre şirketin Yunanistan dışındaki tanıtım ve dağıtım faaliyetleri son derece yetersizdi. Albüm birçok ülkede dinleyicilere ulaşamadı; hatta bazı underground çevrelerinde grubun dağıldığı düşünülmeye başlandı.


Rotting Christ - Non Serviam (1994)
Rotting Christ - Non Serviam (1994)

Rotting Christ için bu dönem oldukça zordu. Grup, müziğini daha geniş bir çevreye ulaştıramamanın etkisiyle dağılmayı bile düşünmüştü. Ancak Sakis geri adım atmak istemiyordu. Grubun kayıtlarını plak şirketlerine ulaştırabilmek için bir otomobil alıp Avrupa'yı dolaşmaya başladılar. Paraları olmadığı için zaman zaman otomobilde uyuyor, Alpler'i geçerken soğuktan donma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlardı.


Sakis'in yıllar sonra bu deneyimi anlatırken kullandığı ifade oldukça açıktı: “Bir asker savaş alanını asla terk etmez!”


Bu çabaların ardından grup, 1996 yılında "Triarchy of the Lost Lovers" albümünü yayımlayacakları Century Media ile anlaşma imzaladı. Ancak bu yeni dönem, yalnızca dağıtım ve plak şirketi açısından değil, müzikal yönden de bir değişim anlamına geliyordu.


Klavye kullanımıyla grubun atmosferine katkıda bulunan Magus, yeni yönelimin fazla melodik ve gotik bir noktaya kaydığını düşünerek gruptan ayrıldı. Davul makinesi de yerini yeniden Themis'in davul performansına bıraktı. Albüm Almanya'da, Holy Moses grubundan Andy Classen ile kaydedildi.


"Triarchy of the Lost Lovers", Rotting Christ'ın ilk dönemindeki black metal anlayışından daha geleneksel heavy metal etkilerine yaklaşan bir müzikal çizgiye geçişini gösteriyordu. Buna rağmen vokallerin saldırganlığı ve önceki albümlerdeki ağırlık tamamen kaybolmamıştı.


1997 tarihli "A Dead Poem" ise grubu black metal çevresinden daha da uzaklaştırdı. Heavy metal etkileri, gotik unsurlar ve daha geniş bir dinleyici kitlesine hitap eden besteler öne çıktı.


Magus ise kendi grubu Necromantia'ya yoğunlaşmaya devam etti. Necromantia, Yunan black metalinin en önemli isimlerinden biri olarak özellikle ritim gitarı yerine iki bas gitar kullanmasıyla tanınıyordu. Magus, Sakis ile birlikte Thou Art Lord'da da müzik yapmayı sürdürdü. Bunun yanında Impaled Nazarene'den Mika Luttinen ile Raism ve Diabolos Rising gibi endüstriyel metal projelerinde çalıştı.


Rotting Christ'ın müzikal yolculuğu sonraki yıllarda da değişmeye devam etti. Grup zamanla daha ağır ve black metal köklerine yakın bir sese geri dönerken, 2007 tarihli "Theogonia" yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu albümde Yunan kültüründen ve geleneksel müziğinden gelen unsurlar daha belirgin biçimde duyuluyordu. Geleneksel Yunan korolarının kullanımı, grubun sesine kendine özgü bir karakter kazandırdı ve sonraki albümlerde de sürdürülen bir yaklaşımın temelini oluşturdu.


Rotting Christ - Theogonia (2007)
Rotting Christ - Theogonia (2007)

Bütün bu değişimler boyunca Rotting Christ'ın adı da grubun müziği kadar tartışma konusu olmaya devam etti. Özellikle muhafazakâr dini çevreler, grubun adını yıllar boyunca tepkiyle karşıladı. ABD'li siyasetçi Gary Bauer ve Megadeth'in vokalisti Dave Mustaine bu isimden rahatsızlık duyduklarını açıkça dile getiren kişiler arasındaydı. Mustaine'in 2005 yılında Yunanistan'daki iki büyük festivalde grubun sahne almasına karşı çıkması, bu tartışmanın en bilinen örneklerinden biri oldu.


Sakis ise grubun adının başından beri bilinçli bir tercih olduğunu söylüyordu. Rotting Christ kurulduğunda Yunanistan'ın oldukça muhafazakâr bir dini çevreye sahip olduğunu, bu ismin de dinin toplum üzerindeki etkisine karşı bir tepkiyi temsil ettiğini anlatıyordu. Ona göre black metal, en azından o ilk yıllarında, bir tür direniş biçimiydi. Bu yüzden dini kurumlara ve inanç sistemlerine karşı tavırlarını açıkça ifade eden bir isim seçmişlerdi.


Sakis kendisini bir Satanist olmaktan çok dine karşı duran biri olarak tanımlasa da Satanizmin düşünce dünyasında etkili olduğunu da belirtiyordu. Yıllar içinde bu ismin önlerine bazı kapıları kapattığını, konserlerin iptal edilmesine ve albümlerin dağıtımında sorunlar yaşanmasına neden olduğunu kabul ediyordu. Ancak grubun ismini değiştirmeyi hiçbir zaman düşünmediklerini söylüyordu.


Rotting Christ, güncel kadrosuyla. Kostas Foukarakis, Sakis Tolis, Themis Tolis, Kostas Heliotis.
Rotting Christ, güncel kadrosuyla. Kostas Foukarakis, Sakis Tolis, Themis Tolis, Kostas Heliotis.

Rotting Christ'ın hikâyesi, bir grubun yalnızca müzikal olarak değil, kendi kimliği ve düşünceleri bakımından da nasıl değişebileceğini gösteriyor. Grindcore ile başlayan, black metalin ilk dönem etkilerinden beslenen ve zamanla kendine özgü melodik ve atmosferik bir ses geliştiren grup, tek bir müzikal kalıba bağlı kalmadı.


Aynı yıllarda Yunanistan'da da müzisyenler kendi yollarını arıyor, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunuyor ve bu müziğin nasıl duyulabileceğine dair farklı cevaplar üretiyorlardı.


Rotting Christ'ın önemi de bu cevaplardan birini kendi koşulları içinde bulmuş olmasında yatıyor.


Şimdi rotamızı biraz daha kuzeye, Çekoslovakya'ya çevirelim.


Karşımızda Master's Hammer var.


Master's Hammer. Sırasıyla Necrocock, Ramus, Franta, Silenthell ve Honza.
Master's Hammer. Sırasıyla Necrocock, Ramus, Franta, Silenthell ve Honza.

Hadi buna da Darkthrone'dan Fenriz'in, Master's Hammer'ın Ritual albümü hakkında söyledikleriyle giriş yapalım.


“Ritual albümü çıktığında hepimiz büyük bir sevinç yaşamıştık. Vokaller elbette harikaydı ve müziğin büyük bir bölümü, özellikle Enslaved gibi gruplar için oldukça ilham vericiydi. Sık sık şöyle derim, daha çok şaka yollu söylerim ama aslında doğru: İlk Norveç black metal albümü Ritual'dır. Tarz olarak tam da öyledir; atmosferi, rifflerin karakteri, vokallerin ele alınış biçimi… -Fenriz (Darkthrone)

Prag'dan çıkan Master's Hammer, kendi ülkelerinin dışında hiçbir zaman turneye çıkmamış, hatta başka bir ülkede sahne almamıştı. Buna rağmen black metalin uluslararası underground çevresinde büyük saygı gören gruplarından biri hâline geldiler. Bunun nedeni yalnızca yaptıkları müzik değildi. Master's Hammer, black metalin nasıl duyulabileceğine dair dönemin alışılmış yaklaşımlarının dışına çıkıyor, ilerleyen yıllarda başka grupları da etkileyecek kendine özgü bir müzikal dil oluşturuyordu.


Master's Hammer, Norveç sahnesinin dünya çapında tanınmasından önce, black metalin sonraki yıllarda kazanacağı karakterin bazı unsurlarını kendi müziğinde bir araya getirmişti.


Grup 1987 yılında František “Franz” Štorm ve Milan “Bathory” Fibiger tarafından kuruldu. İkili, Prag'daki Uygulamalı Sanatlar Akademisi'nde öğrenim gören okul arkadaşlarıydı. Štorm tipografi ve grafik tasarım, Milan ise illüstrasyon eğitimi alıyordu. İkisinin de ilerleyen yıllarda meslek olarak sürdüreceği bu alanlar, grubun görsel kimliğinde de kendisini gösterecekti. Štorm gitar ve vokali üstlenirken Milan bas gitarı çalıyordu. Davulda ise Milan'ın memleketi Mladá Boleslav'dan tanıdığı František Fečo bulunuyordu. Prag'ın yaklaşık elli kilometre kuzeyindeki bu şehir, grubun ilk provalarını yaptığı yerlerden biriydi.


Master's Hammer, Franta eğlenceliği kişiliği ile tekerlekli sandalyede.
Master's Hammer, Franta eğlenceliği kişiliği ile tekerlekli sandalyede.

Štorm, o dönemde enstrüman çalmayı önceden öğrenmediklerini, müzik teorisi konusunda da ciddi bir eğitimleri olmadığını anlatıyordu. Bathory, King Diamond ve Motörhead gibi isimleri keşfetmeleri müzikal dünyalarını şekillendirmişti. Çocukluklarında ABBA ve Kiss de dinlemişlerdi. Ancak zamanla amaçları, çevrelerindeki gruplardan daha radikal bir müzik yapmak hâline geldi. Štorm bunun nedenini kesin olarak açıklayamasa da o dönemde oluşmuş ve şimdiden yüceltilmeye başlanmış underground kültüre karşı bilinçaltında gelişen bir tepki olabileceğini düşünüyordu. Üstelik sözünü ettiği çevre yalnızca metalden ibaret değildi; rock ve folk müziği de bu dünyanın bir parçasıydı. Karanlık olan şeylere duydukları ilgi ise çok daha genel bir meraktı.


Master's Hammer'ın ilk demosu "The Ritual Murder", bu radikal yaklaşımın en belirgin örneklerinden biriydi. Yaklaşık yarım saatlik çalışma, bulanık sesi, thrash metal etkili riffleri ve zaman zaman tuhaflaşan vokalleriyle dinleyiciyi zorlayan bir kayıttı. Müziğin yapısı kimi anlarda öylesine kontrolsüz ve kaotik bir hâl alıyordu ki extreme metale alışkın dinleyiciler için bile kolay bir dinleme deneyimi sunmuyordu.


Master's Hammer - The Ritual Murder (1987)
Master's Hammer - The Ritual Murder (1987)

İlginç olan, müzik bugün dinlendiğinde black metalin daha sonraki örnekleriyle her zaman doğrudan bir benzerlik kurulamasa da grubun daha ilk demosunda bu terimi kullanmaya başlamış olmasıydı. Štorm'un anlattığına göre, bu tercihte Bathory'nin etkisi büyüktü. O dönemde Çekoslovakya'dan bu müziğin öncüleri arasında sayılabilecek Törr bulunuyordu; Root ise aynı yıl içerisinde ortaya çıkacaktı. Master's Hammer da böylece Doğu Avrupa'da black metalin ilk temsilcilerinden biri olarak kendi yerini almaya başladı.


Demonun parçalarından birinin “Blek Métl” adını taşıması da dikkat çekiciydi. Kasetin kapağında ise yanan bir haç ve grubun ilerleyen yıllarda simgesi hâline gelecek logosu yer alıyordu. Boynuzlu bir kafatası, ters haçlar ve pentagramla oluşturulan bu tasarım, Štorm'un grafik tasarım geçmişini de yansıtan önemli bir ayrıntıydı. Yıllar sonra logonun ilk hâlini biraz naif bulduğunu söylese de onu değiştirmek ya da geride bırakmak gibi bir niyeti yoktu.


1988 yılında yayımlanan "Finished" demosuyla ise grup, hem görsel hem de müzikal açıdan bu karanlık dünyayı daha ileri taşıdı. Kapakta ters çevrilmiş bir kilise, iç kapakta ise Lucifer'i tasvir eden bir ahşap baskı bulunuyordu. Aynı adı taşıyan bir parça, “Satan Records” logosu ve geriye doğru kaydedilmiş bir Rab'bin Duası da demonun dikkat çeken unsurları arasındaydı.


Master's Hammer - Finished (1988)
Master's Hammer - Finished (1988)

Štorm'un açıklamasına göre, bu yaklaşımın nedeni oldukça basitti: Ülkelerinde gerçek anlamda Satanik bir grup bulunmadığını düşünüyor ve bu boşluğu doldurmak istiyorlardı. Root üyeleriyle bira içmek dışında herhangi bir Satanik çevreyle karşılaşmadığını, hatta o dönemde Çekoslovakya'da böyle bir çevrenin gerçekten var olup olmadığından emin olmadığını söylüyordu. Root'un kurucusu Big Boss'un daha sonra ülkedeki Satanizm Kilisesi'nin başındaki isimlerden biri hâline gelmesi ve Štorm'un LaVey'in Satanic Bible kitabını akademideki diploma çalışması için resimlemesi de bu hikâyenin parçalarıydı.


Ancak Štorm'un Satanizme yaklaşımı yalnızca bir müzik türünün parçası olmaktan ibaret değildi. Onun gözünde Satanizm, Baudelaire ve Çek sanatçı Josef Váchal gibi isimlerin eserlerinde de karşılığı bulunan kültürel ve edebî bir olguydu. Çek topraklarında hiçbir zaman belirgin bir toplumsal hareket niteliği kazanmadığını düşünüyor, kitaplarda ve filmlerde anlatılan ritüellerin gerçek hayattaki karşılıklarını görmediğini söylüyordu.


Müzikal açıdan "Finished", ilk demoya göre daha karanlık ve daha derli toplu bir çalışmaydı. Rüzgâr sesleri ve kilise çanlarıyla açılan kayıt, Bathory'nin karanlık atmosferini hatırlatan bir çizgiye yaklaşıyor, vokallerde ise daha geleneksel metal söyleyişine doğru bir hareket görülüyordu. Buna rağmen grubun kendine özgü tuhaflığı ortadan kalkmamıştı. Parçaların içine yerleştirilen beklenmedik gitar soloları, müziğe zaman zaman öngörülemez bir karakter kazandırıyordu.


Demonun kaydı, kapak fotoğrafında kullanılan kilisenin yakınındaki bir kır evinde, Milan'ın büyükannesine ait evin küçük stüdyosunda yapılmıştı. Bu sırada gruba ikinci gitarist Míla Krovina ile davul ve timpani arasında farklı bir yerde duran timpani enstrümanını çalan Olda Liška da katılmıştı. Liška, grupta “Ulric For” adıyla anılıyordu. Kısa süre sonra onun yerini Karel Zástěra, yani “Charles R. Apron” aldı. Master's Hammer ilk konserini de bu kadroyla, 18 Mayıs 1989 tarihinde verdi.


Master's Hammer'ın Zbraslav'da (Prag) yerel bir külüpte verdiği ilk resmi konser. Konser "Live in Zbraslav 18.5.1989" adında, grubun ilk canlı kaydı olarak kaset olarak yayınlandı.
Master's Hammer'ın Zbraslav'da (Prag) yerel bir külüpte verdiği ilk resmi konser. Konser "Live in Zbraslav 18.5.1989" adında, grubun ilk canlı kaydı olarak kaset olarak yayınlandı.

Bu konserin gerçekleştiği dönem, Çekoslovakya için tarihsel açıdan oldukça önemliydi. Ülke, komünist yönetimin sona ermesine ve demokratik seçimlere giden sürecin eşiğindeydi. Grubun izinsiz düzenlediği konserin ardından Štorm, gizli polis tarafından sorguya çağrıldı ve yaklaşık üç saat boyunca ifade verdi. Olayı yıllar sonra anlatırken, kendisini sorgulayan kişinin öğrencilerin hareketiyle ilgilendiğini, hatta elinde bugün koleksiyoncuların büyük değer verebileceği underground metal fanzinlerinden oluşan bir arşiv bulunduğunu hatırlıyordu. Buna rağmen black metalin ülkelerindeki yetkililerin dikkatini ciddi biçimde çektiğine inanmadığını da özellikle belirtiyordu. Ona göre, burası Norveç değildi.


Aynı yılın aralık ayında grup, Prag'daki profesyonel bir stüdyoya girerek yaklaşık kırk dakikalık "The Mass" demosunu kaydetti. Önceki çalışmalara kıyasla daha güçlü, daha odaklı ve daha etkili bir kayıt ortaya çıkmıştı. Adından da anlaşılabileceği üzere çalışma bir ayin fikri etrafında şekilleniyordu. Ancak Štorm'un ifadesiyle bu, ne Hristiyan ne de doğrudan black metal temelli bir ayindi; tamamen okült bir kurguydu.


Grubun bu dönemde kullandığı imgeler ve temalar tek bir inanç sistemini temsil etmiyordu. Satanizm, cadılık ve farklı okült gelenekler, müzikal ve görsel anlatım için başvurulan kaynaklardı. Štorm bunu bir ressamın paletindeki renkleri kullanmasına benzetiyordu: Hangi malzeme o an işine yarıyorsa onu seçiyordu. Kendi ifadesiyle Satanizm, ulaşılması gereken bir amaç değil, izlenebilecek binlerce yoldan yalnızca biriydi.


Master's Hammer - The Mass (1989). Kaset kartonetindeki teşekkürler kısmında Bathory'den Quorthon'un ismi ve yanında "you are the best" yazısı mevcut.
Master's Hammer - The Mass (1989). Kaset kartonetindeki teşekkürler kısmında Bathory'den Quorthon'un ismi ve yanında "you are the best" yazısı mevcut.

"The Mass" döneminde kadroda da değişiklikler yaşandı. Fečo'nun ayrılması üzerine davulları Karel üstlendi. Gruba gitarist Tomáš Kohout, yani Necrocock ve timpani çalmak üzere Honza Pribyl, yani Silenthell katıldı. İkisi de uzun yıllar boyunca Master's Hammer'ın müzikal dünyasında yer alacaktı.


Necrocock, gruba katılmak istediğini bildiren ve mektubunu kendi kanıyla imzalayan bir başvuruyla dikkat çekmişti. Silenthell ise grubun sıkça uğradığı bir barda karşılaştıkları, uzun boyu, bıyığı ve saçlarıyla dikkat çeken biriydi. Daha önce hiç timpani çalmamış olmasına rağmen gruba kabul edildi. Štorm'un anlattığı bu ayrıntılar, Master's Hammer'ın müzisyen seçiminde teknik beceriden ziyade kişiliğe, görünüme ve yarattıkları atmosfere önem verdiğini gösteriyordu.


Ancak "The Mass" sonrasında grup içinde anlaşmazlıklar yaşandı. Milan ve Karel, General Lee adlı bir southern rock grubuyla da ilgileniyordu. Kayıtların nasıl yapılacağı konusundaki fikir ayrılıkları da ortamı giderek zorlaştırdı. İkisinin ayrılmasının ardından Štorm kısa bir süre müziğe ara verdi. Necrocock'un önerisiyle Monster adıyla bilinen Tomáš Vendl gruba katıldı; davulda Mirek Valenta ve klavyede Vlastimil Voral, yani Vlasta yer aldı. Voral, müzik teorisi konusunda belirli bir altyapıya sahip olan ilk grup üyesiydi.


Bu değişiklikler Master's Hammer'ın sesini de etkiledi. Özellikle grubun önceki materyallerinin büyük bölümünü Štorm ile birlikte yazan Milan'ın ayrılması, yeni bir dönemin başlamasına neden oldu.


1990 yılının kasım ayında yayımlanan "The Fall of Idol" demosu, bu yeni dönemin habercisiydi. Yaklaşık yarım saatlik kayıt, önceki çalışmaların hamlığını geride bırakırken daha güçlü ve kendine özgü bir müzikal karakter ortaya koyuyordu. Štorm, bu demoyu grubun başka hiçbir topluluğa benzemeyen yeni kimliğine doğru atılmış bir adım olarak görüyordu.


Bir yıl sonra yayımlanan "Ritual", bu arayışın en önemli sonucuydu. Grup, Çekoslovakya'da Kadife Devrim'in ardından kurulan ilk bağımsız plak şirketlerinden biri olan Monitor ile anlaşmıştı. Albümde "The Fall of Idol" demosundaki altı parçanın yeniden kaydedilmiş hâlleri bulunuyordu. Ayrıca "The Mass" ve "Finished" döneminden parçalar da önemli ölçüde yeniden düzenlenmişti.


Master's Hammer - Ritual (1991)
Master's Hammer - Ritual (1991)

Ritual, İskandinavya'da ikinci dalga black metalin büyük çıkışından önce yayımlanmıştı. Albümün müziğinde epik besteler, tekinsiz atmosferler, şeytani vokaller ve zaman zaman ezgisel söyleyişle çığlık arasında gidip gelen bir vokal anlayışı öne çıkıyordu. Bu yaklaşım, ilerleyen yıllarda Mayhem'de duyacağımız Attila Csihar'ın vokal tarzını da hatırlatan bir karakter taşıyordu.


Enslaved ve Gehenna gibi grupların Master's Hammer'ın müziğinden ilham aldığı kesin olarak biliniyor. Euronymous'un da grubun çalışmalarını Deathlike Silence Productions üzerinden yayımlamakla ilgilendiği aktarılıyor. Buna rağmen Master's Hammer, kendi ülkesinde önemli bir yere sahip olsa da doksanların ortalarına kadar uluslararası ölçekte görece az tanınan bir grup olarak kaldı.


Štorm'un anlattığına göre, 1990 yılında Çekoslovakya'da piyasada çok az metal albümü bulunuyordu. Monitor sayesinde "Ritual" birkaç bin kopyası satmıştı. Ancak bu rakam, albümün o dönemde gerçek underground dinleyicileri arasında ne kadar yaygın olduğunu tek başına göstermiyordu. Štorm, albümün müzikal açıdan asıl değerinin doksanların sonlarında anlaşılmaya başladığını düşünüyordu. Ona göre şarkılar, tıpkı şarap gibi, yıllar geçtikçe olgunlaşıyordu.


Albümün ülkelerindeki etkisi yalnızca dinleyicilerle sınırlı değildi. Ritual'daki “Černá Svatozář” ve “Géniové” parçaları için tanıtım videoları da çekildi. Dönemin resmî televizyon stüdyolarında hazırlanan bu videolar, albümün mistik atmosferinden çok uzak, abartılı ve zaman zaman Venom'u hatırlatan bir görünüme sahipti. Štorm da videoları müziklerini anlamayan yönetmenlerin işi olarak görüyor, bugün onları daha çok eğlenceli bulduğunu söylüyordu.


Master's Hammer'ın The Mass demosunda yer alan "Černá Svatozář" şarkısına çekilen resmi klip
Master's Hammer'ın The Mass demosunda yer alan "Černá Svatozář" şarkısına çekilen resmi klip

Master's Hammer, "Ritual" albümünün ardından uzun süre beklemeden yeni çalışmalarına yöneldi. 1991'de "Klavierstück" adlı yedi inçlik kayıt yayımlandı; bu çalışmada daha sonra farklı adlarla karşımıza çıkacak iki yeni parça bulunuyordu. Ardından grubun ikinci uzunçaları "The Jilemnice Occultist" geldi. Bu kez Fransa merkezli Osmose Records ile çalışıyorlardı. Štorm'un Monitor'dan ayrılma gerekçesi oldukça açıktı: Şirketin büyük bir müzik endüstrisinin parçası hâline gelmesinden hoşlanmıyor, Osmose'u ise daha kendine özgü bir underground plak şirketi olarak görüyordu.


"The Jilemnice Occultist", grubun müzikal ve anlatısal açıdan en sıra dışı işlerinden biriydi. Štorm'un “black metal opereti” olarak tanımladığı albüm, Çekçe sözlerle anlatılan kavramsal bir hikâyeye dayanıyordu. "Altrament" adlı genç bir okültistin Jilemnice kasabasına gelişiyle başlayan öyküde, "Kalamária" adlı başka bir okültistle karşılaşması ve kasabanın hazinesini ele geçirmeye çalışan, kendisini kasabanın kaptanı gibi gösteren "Poebeldorf" adlı karakterle yaşadıkları anlatılıyordu.


Master's Hammer - Jilemnický Okultista (1992)
Master's Hammer - Jilemnický Okultista (1992)

Grup, bu albümde "Ritual" albümünün tekinsiz atmosferinden bir miktar uzaklaşmıştı. Besteler daha karmaşık bir yapıya sahipti; klavyeler ve timpani daha belirgin hâle gelirken orkestral unsurlar, black thrash riffleriyle bir araya geliyordu. Štorm'un büyük dedesinin 1915 civarında Jilemnice bölgesinde görev yapmış olması da albümün hikâyesiyle kurduğu kişisel bağın bir parçasıydı. Ona göre böylesine ayrıntılı bir anlatıyı müziğe dönüştürmek kolay değildi; hikâyenin kendi içinde mantıklı ve tutarlı olması gerekiyordu.


Üç yıl sonra yayımlanan "Šlágry" ise grubun dinleyicilerini şaşırtacak kadar farklı bir yöne ilerledi. Kadroda yalnızca Štorm ve Voral kalmıştı. Albümün son parçası dışında black metalden, hatta genel anlamda metalden uzaklaşan grup, önceden var olan bestelerin deneysel yorumlarını bir araya getirmişti. Aralarında Aram Haçaturyan'ın “Sabre Dance” ve Chuck Berry'nin “Rock & Roll Music” parçalarının da bulunduğu albüm, bir önceki çalışmanın karanlık ve epik dünyasıyla neredeyse hiçbir ortak nokta taşımıyordu.


Bazı dinleyiciler "Šlágry" albümünü bir şaka olarak değerlendirdi. Štorm'un açıklaması ise albümün bilinçli bir tepki olarak ortaya çıktığını gösteriyordu. Master's Hammer'ın “yaşayan efsane” olarak anılmaya başlanmasından rahatsız olmuştu. Albümle birlikte metal dışındaki dinleyicilerin de ilgisini çekmek, grubun eski hayranlarını ise beklentileriyle yüzleştirmek istiyordu. Vermek istediği mesaj basitti: "Master's Hammer'a bile koşulsuz güvenmeyin, kendi yolunuzu kendiniz bulun."


Bu dönemde grubun yayımlamadığı iddia edilen "Zaschla Krev" adlı bir black metal albümü hakkında söylentiler ortaya çıktı. Hatta Osmose'un sahibi Hervé Herbaut da böyle bir kaydın varlığından söz etmiş, ancak kendisinin dinlemediğini belirtmişti. Yıllar içinde albüme ait olduğu ileri sürülen kaçak kayıtlar da dolaşıma girdi. Štorm ise bu materyalin Master's Hammer ile ilgisi olmadığını söylüyordu. Grubun resmî açıklamasına göre, stüdyodaki bir çöp kutusundan alınan bir kaset izinsiz biçimde kullanılmıştı; kaydın gruba ait olduğu bile kesin değildi.


"Šlágry" sonrasında Master's Hammer uzun bir sessizliğe gömüldü. Grup üyeleri farklı projelerle yollarına devam etti. Özellikle Necrocock, kendi adıyla yürüttüğü projelerinde ve Kaviar Kavalier'de death metal, elektronik müzik ve absürt anlatımları bir araya getiren son derece sıra dışı bir çizgi geliştirdi.


2009 yılında ise beklenmedik bir gelişme yaşandı. Master's Hammer, "Mantras: Venkovská" albümüyle geri döndü. Üstelik kadroda "Ritual" ve "The Jilemnice Occultist" döneminden tanıdığımız üyelerin çoğu yeniden bir araya gelmişti. Davul görevini üstlenen Štorm, canlı ve programlanmış davul kayıtlarını birlikte kullandı.


Štorm bu gelişmeyi bir geri dönüş olarak tanımlamak istemiyordu. Ona göre grup hiçbir zaman resmen dağılmamıştı; yalnızca yeniden birlikte müzik yapabilecekleri bir noktaya gelmişlerdi. Yeni albüm, Master's Hammer'ın alışılmış tuhaflığını korurken ilk dönem black metaline yaklaşan bölümlerle "Šlágry" dönemini hatırlatan deneysel unsurları ve elektronik sesleri bir araya getiriyordu.


Štorm'un black metal anlayışı da bu noktada dikkat çekiciydi. Bir grubun gerçekten black metal olup olmadığını yalnızca duyulan sese bakarak anlamanın mümkün olmadığını, sözlerin de en az müzik kadar belirleyici olduğunu düşünüyordu. Master's Hammer artık sözlerinde daha fazla mizah ve eğlenceye yer veriyordu; buna rağmen Satanik temalar ve black metalin kimi müzikal özellikleri zaman zaman varlığını sürdürüyordu.


2012 yılında yayımlanan "Vracejte Konve na Místo" da grubun bu yaklaşımını devam ettirdi. Çek mezarlıklarında kullanılan sulama kaplarına gönderme yapan albüm adı, meleğin yanında bir bahçe sulama kabının yer aldığı sıra dışı kapak tasarımıyla birleşiyordu. Müzik ise deneysel ve progresif black metal çizgisinde ilerliyor, grubun bir önceki albümdeki yaklaşımını daha ileri taşıyordu.


Master's Hammer - Vracejte Konve na Místo (2012)
Master's Hammer - Vracejte Konve na Místo (2012)

Master's Hammer'ın gelecekte neler yapacağını kestirmek kolay değil. Grup, bir daha canlı performans sergilemeyeceğini açıklamış olsa da müzik üretmeye devam etmesi bile başlı başına önemli. Çünkü Master's Hammer'ın hikâyesi, black metalin gelişimini yalnızca Norveç üzerinden okumanın ne kadar eksik kalacağını gösteriyor.


Çekoslovakya'da, farklı tarihsel ve kültürel koşullar altında ortaya çıkan grup, kendi karanlık dünyasını oluşturmakla kalmadı; black metalin sonraki yıllarda alacağı biçimlere de katkıda bulundu. "Ritual" bunun en güçlü örneğiydi. Fakat Master's Hammer'ın asıl ayırt edici yönü, bu albümle elde ettiği konumu korumaya çalışmak yerine sürekli değişmeyi seçmesiydi.


Master's Hammer'ın "Ritual" ile ortaya koyduğu yaklaşım, black metalin tek bir biçime sığmadığını gösteriyordu. Finlandiya'da ise aynı yıllarda, türün başka bir yüzünü şekillendirecek bir grup ortaya çıkıyordu: Beherit.


Finlandiya'nın black metal/war metal öncüleri Beherit'ten Sodomatic Slaughter, Nuclear Holocausto Vengeance ve Black Jesus, 1990'ların başı.
Black metal/war metal öncüleri Finlandiya'lı Beherit'ten Sodomatic Slaughter, Nuclear Holocausto Vengeance ve Black Jesus, 1990'ların başı.

Beherit'i bir sonraki bölümde detaylıca ele alacağız, ardından black metalin farklı yönlerini şekillendiren birkaç önemli ismin izini süreceğiz. Böylece, soğuğun ve karanlığın çok daha derinlere işlediği Norveç'e her zamankinden daha yakın olacağız.

Yorumlar


SON YAZILAR

Spiral_Sanat-Logo

Spiral Sanat

Spiral Sanat iyidir, kuvvetlidir, dirayetlidir, mukavemetlidir, güçlüdür. Tüketin.

Sosyal Medya Hesaplarımız

Abone Olun

Teşekkürler!

Yeniliklerden haberdar olun

© Spiral Sanat. 2021. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page