Eksik Yapraklar

Şimdi size ölü doğmuş birinin sessizliğinden bahsedeceğim. Bu sefer sadece sessiz kalanların umurunda olacak.



Ölü biri olarak doğdu.


Onu koruyan bir sessizliği vardı. Kuşlar mırıldanırdı ve çiçekler açardı bu sessizlikte. Bütün duygularına hakim olacak bir şeyler yazıyordu. İçinde fırtınalar kopuyordu yazarken ama içi rüzgardan yoksundu. Hıçkıra hıçkıra gözyaşlarını sererken olabildiğince sessizdi hâlâ. Dünlerini hayal ettiğinde saf üzüntü vardı ve daha hoş geliyordu sadece saf hayaller.

Ne olursa olsun her hayalinde olmalıydı bir yağmur damlası.

Hafif esen bir rüzgar olmalıydı illa.

Az bile olsa çiseleyecekti yağmur.

Yavaş yavaş konmalıydı yapraklar yere.

Sonra yavaş yavaş kavuşacaktı yapraklar özgürlüğüne.

Rüzgar öyle yavaş esmeliydi ki aslında, yağmurun kaderini bile etkilememeliydi.


Ölü biri olarak doğdu.


Bir şeyleri yazmak, bir şeyleri bitirmek için çok fazla sebebi vardı.

Ve sonunda tekrar ölmeyi öğrendi, tekrar doğmak için...

İçinde bulunduğu kalabalıkta yalnız hissettiği anda, hislerini bardağın herhangi bir tarafının etkilediğini gördüğünde, mutluluğunu süsleyen artık üzüntü verdiğinde olduğundan daha da zayıf olduğunu hissetti. Güçlü kalmak için çabalayıp çözüm aradığında ise cevap bulamamıştı.

Bir ağaç gördü ve konuşmaya başladı.

Bir adım attı ağaca doğru ve en son ne zaman gülümsediğini sordu.

Ağaç, yalnızlığın anlamının kendisi olduğunu söyledi ona.

Çok uzun yaşamadığını dile getiriyordu durmadan, ve her zaman bir yaprak eksik açmış gibi hissettiğinden.

Bir adım daha attı, çekingen bir ses ile tekrar sordu.

"En son ne zaman gülümsedin?"

Elinde olsa kökünden kendini koparacağını söyledi ağaç ve bir rüzgar esti bunu söylerken.

Cesaretini toplayıp koca bir adım daha attı.

Sorarken sesi çok titredi ama tekrar sordu.

"En son ne zaman gülümsedin?"

Bir yaprak düştü ağacın dallarından ve dedi ki..

"Ölü biri olarak doğdum."


Artık onca şeyden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyordu, gökyüzünde gördüğü sonsuzluk dahil. Bedenini tekrar doğması için daha fazla bekletmek istemiyordu. Yaşanılan her hatıra parçalarını çoktan savurmuştu sağa sola. O ve onu koruyan sessizliği tam zamanında karar vermişti.


Tekrar denemeyecek, tekrar anlatmayacaktı.

Diğerleri onu konuşması için çok zorluyordu, onu ağlatmak ve yerle bir etmek için çabalıyordu. Yavaş yavaş zamanı geliyordu dışarı vuramadığı ve kurmaya çekindiği cümlelerin anlamlarına. Bu sefer görmezden gelemezdi, daha iyi hissedecek ve ondan başkası yaşamayacaktı.


Diğerleri esen bir rüzgardı, o ise ağacın gövdesindeki yapraklar.

Kendi gölgesi yetiyordu eksik kalanları tamamlamaya. Etrafında kimse olsun istemiyordu, kimselerin düşünceleri onun gölgesini örtüyordu. Yalnız değildi, onu koruyan bir sessizliği vardı.


Yapması gerekeni, yapması gerekeni söyleyenden daha iyi biliyordu.


Gidip kendine bir ağaç seçti.

Gölgesine uzandı ve gözlerini kapattı.

Havaya yayılan bunalımı içine çekti.

Öldürdüklerini kendi gözüyle seyretmeye başladı.

Öylece uyuyakaldı.

Gözlerini açtığında karşısında bir kadın duruyordu.

Kadın bir adım yaklaştı ve dedi ki;

"En son ne zaman gülümsedin?"

SON YAZILAR