Tanımadığınız Birisi Hakkında Ufak Bilgiler


Şimdi size tanımadığım bir adamın hikayesini anlatıp sizi onunla tanıştıracağım. Bu sefer, anlattığım adamın umurunda olacak.




İsmi bile belli olmayan bu adam;


Bitkin bir hayat yaşıyor, biraz deli ruhlu ve terkedilişin tadını çıkarıyor. Yaptığı tek şey ise güneş ile ay buluşana kadar hayal kurmak. Gerçek olacağına inanıyor. Bu savaştan kurtulmak onun için zor gözüküyor olsa da, sonsuzluğa ereceği bir yolculuk istiyor.


Düşündüklerini anlatmak istiyor, anlatamıyor. Çünkü anlatsa bile pek işe yaradığını görmemiş şu ana kadar. Kendisi konuştukça dile geliyor çoğu şey ama uzun zamandır konuşmuyor.

Belki sadece yazmalıyım diye düşünüyor,

Konuşmanın pek bir yararını görmüş değil.

Belki sadece beklemeliyim diye düşünüyor,

Sabırsızlığın pek bir yararını görmüş değil.

Belki sadece uzaklaşmam gerek diye düşünüyor,

Alışılmışlığın pek bir yararını görmüş değil.

Belki sadece ölmem gerek diye düşünüyor,

Yaşamanın faydasını görmüş değil.


Bazen baksa bile göremediği oluyor, farkında olmadan.

Düşünmeden ardında bırakması gerekiyor, gözleri dolmadan.

Çiçekleri de sulaması gerekiyor, diğerleri solmadan.

Ve bazen öyle bir an geliyor,

Her şeyi bir gibi göstermesi gerekiyor, bir tane bile dağıtmadan...


Bu sorumluluklar ona ağır geldiği için umursamazlığı öğreniyor.

Sussam daha çok anlatacağım diyor, olmuyor.

Bu büyük çıkmazda aklına intihar geliyor. Bir gün uçurumun kenarında duruyor ama aşağı atlayan sadece düşünceleri oluyor. Bu durum ona ilham veriyor. Bir anda kendisini konuşurken buluyor ve şu cümleleri kuruyor;

"Saflığı nasıl tadabilirim başka, nasıl içimde fırtınalar koparır bu şeffaflık?"

Baksa daha çok anlayacak.

Düşüncelerini defalarca kez intihar ederken izliyor. Bu ona saygın hissettiriyor. Bir kaç kelime daha çıkıyor ağzından;

"Peki nasıl ölümü tadabilirim izleyerek, nasıl günahlarımdan arınabilirim?"

Öylece dursa daha çok yol gidecek.

Vücudunun acıdığını hissettiğinde gözlerini kapatıyor. Ağlamak istediğinde düşen kar taneleri hayal ediyor ve öylece duruyor.


Kendisini tanımlamaya çalışıyor.

Bitkin?

Umursamaz?

Karamsar?

Sanırım karamsarlığı kendisine çok yakıştırıyor.

Düşüncelerini tanımlamaya çalışıyor.

Yorgun?

Depresif?

Çaresiz?

Sanırım en çok çaresizliği düşüncelerine yakıştırıyor.

Kendisi karamsar, düşünceleri çaresizken bu kadar düşünmesinin pek manâsı olmadığına inanıyor.

Bir karar alıyor ve saflığından ödün veriyor. Karamsarlığına devam edip düşüncelerini çaresiz izliyor.

İşte bu anlattığım adam;

Uzun süre buradaydı, desen desen gözleriyle.

Yoksun bir hali vardı ve konuştukça sesi kalınlaşıyordu.

Suratında parçalar vardı birer birer.

Saçlarına dokunduğumda avaz avaz tüm gerçekleri bağırmıştı.

Kalın ses tonu hıçkırdığı zaman inceliyordu.

Neler yaşadığını anlatamadı, benliği fazlasıyla karmaşıktı.

Bu bir çöküş ve yeniden doğuştu.

Hep farkında olduğu her halinden belliydi.

Kontrolsüzce düşüncelerinden atladı boşluğa.

Boğulmuş bedenini alarak yavaşça kapıya yöneldi.

Arkasına bakamadan mırıldanıyordu.

Acılarının üzerine sertçe kapıyı çarptı, kendisinden kalan her şeyi bıraktı,

Öylece gitti.



Memnun oldum.


SON YAZILAR